Progesteron rahim içi araç ( mirena ) Mayıs 23
CİLT SORUNLARINA ETKİN ÇÖZÜMLER Mayıs 23

CİLTTE KURULUK
Tedavİsİ: Cilt kuruluğunun tedavisinde en çok nemlendiriciler kullanılıyor. Düzenli nemlendirici kullanımı, kuruluk tedavisinin ana prensibini oluşturuyor. Nemlendiriciler, farklı mekanizmalarla etkili oluyor. Bu nedenle piyasada bulunan ürünler 3 ana gruba ayrılıyor:
1) Okluzifler: (Kapatıcılar, örtücüler): Bu ürünler esas olarak cildin en üst tabakasını örterek, ciltten buharlaşma yoluyla gerçekleşen su kaybını önlüyorlar. Sadece ciltte bulundukları zaman etki gösteriyorlar. Ciltten temizlendiklerinde deride oluşan su kaybı eski seviyesine dönüyor.
2) Hümektanlar: (Su tutucular): Bu maddeler çevreden su çekerek derinin nemlenmesine yardımcı olabiliyorlar. Ancak düşük nemli ortamlarda, cildin alt tabakalarından su çekerek kuruluğunu artırabiliyorlar. Bu sebeple tek başlarına uygulanmayıp daha çok banyodan hemen sonra ve okluziflerle kombine kullanımları öneriliyor.
3) Emoliyenler: (Yumuşatıcılar): Bu ürünler daha çok cildi düzgün ve yumuşak tutmak amacıyla kozmetikler içerisine ilave ediliyor. Cilt hücreleri arasındaki boşlukları dolduruyorlar. Ciltte pürüzsüz bir yüzey oluşturuyorlar. Uygun kombine kullanımlarında oldukça güvenilir ve etkili ürünlerdir.
GÜNEŞ LEKELERİ
Tedavİsİ: Deriyi soyucu ajanlar, renk açıcılar, dondurma tedavisi (kriyoterapi) ve lazer tedavileri kullanılan yöntemleri oluşturuyor. Günümüzde, argon, Nd: Yag, Er-Yag, Q-s.Alexandrite, Q-s. Ruby gibi lazerler tercih ediliyor. Bu yöntemle oldukça iyi sonuçlar elde ediliyor. Dondurma tedavisi sonrasında yüzde 50’den fazla hastada tedavi alanlarında 6 ay kadar beyaz lekelenme gözlenebiliyor. Deriyi soyucu yöntemlerle bu risk çok daha az oranda gelişiyor. Bu sebeple kişinin evde uygulayabileceği soyucu özelliğe sahip AHA içeren kremler veya poliklinik koşullarında TCA veya glikolik asit gibi soyucu ajanlarla peeling ya da soyma tedavileri seanslar halinde uygulanabiliyor. Renk açıcı ajanlardan en çok kullanılanı ise, hidrokinon. Aylar içerisinde renkte açılma gözleniyor ve tedavinin bırakılmasından sonra renk genelde eski haline dönüyor.
MELAZMA
Alında, yanaklarda ve daha az oranda bıyık bölgesi ile çenede kahverenkli yama tarzında lekelenmeler oluşuyor. Kloazma veya gebelik maskesi esas olarak hamilelerde, doğum kontrol hapı kullanan genç kadınlarda sık gözlenen bir sorun. Bazı yumurtalık hastalıkları ya da endokrinolojik hastalıklarda da ortaya çıkabiliyor. Erkeklerde de görülebiliyor. Çok çeşitli faktörler suçlansa da en sık ultraviyole radyasyonu ve östrojen sorumlu tutuluyor.
Tedavİsİ: Esmerlerde tedaviye yanıt daha geç ve daha zor oluyor. Tedavide, en sık renk açıcı hidrokinon, kojik asit, azeleik asit, vitamin C gibi kremler, retinoik asit, salisilik asit, AHA gibi hem renk açıcı hem de soyucu etki gösteren kremler ile poliklinik koşullarında peeling ya da soyma işlemleri uygulanıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özgür Bakar, lazer tedavisinin kahverengi lekelenme yapabilme riskinden ötürü yüzeysel lekelenmeler için fazla tercih edilmediğini belirtiyor.
KIRIŞIKLAR
Tedavİsİ: Kırışıklıklar için her geçen gün yeni tedavi yöntemleri geliştiriliyor. Günümüzde, cerrahi yöntemler dışında, A vitamini türevi ve diğer antioksidan kremler, orta ve derin olarak gerçekleştirilen peeling yani soyma işlemleri uygulanıyor. Bunların yanı sıra botilinum toksini enjeksiyonları, sentetik, semisentetik ve otolog yağ, fibroblast ve kollajen içerikli dermal dolgu maddeleri enjeksiyonları en sık kullanılan yöntemleri oluşturuyor.
DAMAR GENİŞLEMELERİ
Güneş hasarının bir sonucu olarak gelişiyorlar. Ayrıca aşırı soğuk ve rüzgara maruz kalan kişilerde daha fazla ortaya çıkıyor.
Tedavisi:
Kozmetikler: Yeşil baz içeren kozmetik kapatıcı ürünler kullanılabilir.
Destrüktif veya harap edici yöntemler: Genişlemiş damarın yok edilmesi hedefleniyor. Elektrokoterizasyon, kriyoterapi ya da lazer uygulanıyor.
a) Elektokoterizasyon: Anestezi gerektirmeyen, uygulaması kolay bir yöntem. İnce bir epilasyon iğnesi yardımıyla, genişlemiş damar merkezine uygulanan elektrik akımıyla genişleyen damar harap ediliyor. Bu yöntem ile sorun yineleyebiliyor ve yeni damar gelişimi görülebiliyor.
b) Kriyoterapi: Sıvı azot kullanılarak, püskürtme yöntemiyle veya bir pamuk uç dokundurularak yapılan; dokunun dondurularak harap edilmesi esasına dayanıyor. Sonrasında deride soluk renkli iz oluşabiliyor.
c) Lazer: Yeni geliştirilmiş, vasküler lazerlerden KTP 532 nm, Pulsed-dye 595 nm gibi küçük dalga boylu fazla derine inmeyen lazer yüzeysel damarlanmaların tedavisinde kullanılıyor.
BENLER
Tedavİsİ: Benler için herhangi bir krem veya ilaç tedavisi bulunmuyor. Kozmetik amaçlı, cerrahi olarak eksiyon denilen yöntemle, çıkarılabiliyor. Fakat lazer tedavisi gibi yöntemler, sonrasında patolojik inceleme yapılamayacağı için genellikle bu yöntemler önerilmiyor. Benler konusunda yapılacak en doğru şey, güneşten koruyucu krem kullanmak ve herhangi bir değişim göstermeleri durumunda mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurmak. Et benleri poliklinik şartlarında; genel anestezi gerektirmeden yakılarak (koterizasyon), dondurularak (kriyoterapi) veya sadece kesilerek tedavi ediliyor.
Hangi sorunlar gelişiyor?
Foto yaşlanma ve güneş ışınları nedeniyle en sık karşılaşılan cilt sorunlarını şöyle sıralamak mümkün:
- Cilt kuruluğu, kırışıklık
- Lentigo denen güneş lekeleri,
- Solaryuma bağlı kahverenkli lekelenmeler,
- Melazma denen ve daha çok gebelik maskesi diye bilinen lekeler,
- Guttat hipomelanoz denen bacaklar veya kollarda görülen beyaz lekeler
- Siyah noktalar diye bilinen komedonlar,
- Damar genişlemeleri
- Benlerin sayılarında artış
- Cilt kanserleri
MEME KANSERİ NEDİR Mayıs 17
Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir. Meme Kanseri Risk Faktörleri Nedir? Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.
Meme kanserine yakalanma riskini artıran faktörleri kısaca şu şekilde sayabiliriz:
Yaş: İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70?i, 50 yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve mamografi dediğimiz meme filmini çektirmelidir.
Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır.
Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Bu şekilde sorunları olan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek bulunursa, genetik testi yaptırmalıdırlar. Vakfımız polikliniğinde bu hizmet verilmektedir.
Daha önce meme biyopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biyopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan bir biyopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.
Fertil çağ süresi: Adet görmeye erken başlanması, menopoza geç girilmesi, fertil cağı uzatmaktadır. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır.
Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif yükselmektedir.
Sosyoekonomik seviyenin yüksekliği: Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek olan kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak fertil çağın erken başlaması, geç doğurma gibi nedenler sebep olarak sayılabilir. Ayrıca bunların dışında başka faktörler de rol almaktadır.
Östrojen hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen tedavisi (10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim kontrolü altında yapılmalıdır.
Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmaktadır.
Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk nispeten artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli alkol içen bir kadının meme kanserine yakalanma riski, hiç içmeyen kadına göre 2 kat daha fazladır. Alkol alımının günde bir kadeh ile sınırlandırılması önerilmektedir.
Sigara: Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir. Şişmanlık ve yağlı beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür.
Meme Kanseri Riski Azaltılabilir mi?
Egzersiz: Yoğun egzersiz ve jimnastik yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, tüm kadınlara önerilmektedir. Beslenme:Meme kanseri ile beslenmenin önemli ilişkisi vardır. Sebze ve meyveden zengin beslenme, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması önerilmektedir. Günlük gıda alımına C vitamini, betakaroten gibi antioksidanların eklenmesinin koruyucu etkisi olduğu ileri sürülmektedir.
Kısaca,
- Şişmanlığın azaltılması,
- Alkol alınıyorsa bırakılması.
- Hafif egzersiz yapılması(haftada 4 saat tempolu yürüyüş),
- Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi,
gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir.
Meme Kanseri Önlenebilir mi?
Henüz meme kanserini kesin önleyen bir yöntem henüz yoktur. Günümüzde bilinen tek yöntem, erken tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın toplumda yaptığı hasar en aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde arttırılabilir.
Erken teşhis için bilinen en iyi ve etkili çözüm, kadınların risk durumlarına göre belirlenmiş olan muayene ve tetkik protokollerinin uygulamasıdır.
Meme Kanseri Nasıl Erken Tespit Edilebilir?
Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre değişmektedir. Bu risk faktörlerinin arasında en başta yaş gelmektedir. Daha genç yaşlarda ortaya çıkabilmesine rağmen, ilerleyen yaş gruplarında bu risk artmaktadır. Bu nedenle ilerleyen yaş gruplarında erken teşhis için alınması gereken önlemler, daha erken yaş gruplarına göre farklılık göstermektedir.
Yirmi yaş üzerindeki kadınlar, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında meme dokusunda farklılık olup olmadığı araştırılır. Eğer bir değişiklik tespit edilirse derhal bir hekime baş vurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa bile, üç yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmelidirler.
Kırk yaşına gelen kadınların, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca her yıl veya iki yıl ara ile mamografiyi çektirmeleri gereklidir.
Elli yaşından sonra, kadınlar kendilerinin periyodik muayenelerine ve her yıl bir defa hekim muayenesine devam etmeli ve mamografi dediğimiz meme filmini her yıl çektirmelidir.
Kadınlar Kendilerini Nasıl Muayene Etmelidir?
Erken teşhis için her kadının ayın belirli bir günü kendisini muayene etmesi gerekir. Her ay düzenli olarak kendisini muayene eden bir kadın, memesinde ortaya çıkan bir kitleyi çok daha erken fark eder.
Kadınlara kendilerini muayene etmesini öğreten çeşitli kitap ve broşürler var. Fakat bu çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Meme muayenesini öğreten silikon meme kiti ve video filmleri bulunmaktadır. Vakfımızda meme muayenesi eğitimi, bu araçlar ile seminerler şeklinde verilmektedir.
Muayene Sırasında Fark Edilebilecek Değişiklikler Nelerdir?
Aşağıda değişiklikler fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime baş vurulmalıdır:
- Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle,
- Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği,
- Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması,
- Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması,
- Memenin şeklinde değişiklik,
- Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik,
- Meme başında ortaya çıkan akıntı.
Mamografi Nedir?
Mamografi, düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir. Memede, muayene ile saptanamayacak kadar küçük anormalliklerin tespit edilmesi amacı ile çekilir. Mamografinin gerçek değeri budur. Çünkü, bu sayede, hastalık muayene ile tespit edilebilecek safhadan önce saptanır. Bu nedenle kesin hayat kurtarıcıdır. Kırk yaşını geçen kadınlar her yıl veya iki yılda bir mamografi çektirmeli ve her yıl uzman bir hekime meme muayenesi olmalıdır. Elli yaşını geçen kadınlar ise her yıl mamografi çektirmeli ve hekime muayene olmalıdır.
Mamografi Ne Zaman Çektirilir?
Mamografi çekilirken meme, iki tabaka arasında birkaç saniye hafifçe sıkıştırılır. Bu nedenle memelerin en az hassas olduğu zamanda mamografi çekilmesi, özellikle memeleri hassas kadınlara önerilmektedir. Adet bitimini takip eden hafta, memelerin hassasiyetinin en az olduğu zamandır. Ayrıca adet bitimini takip eden hafta, hormonal nedenlerle memelerin şişliği en alt düzeydedir ve bu sırada daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu sebeplerden dolayı herhangi özel bir durum olmadıkça, mamografi çekiminin, adetin bitimini takip eden haftada yapılması önerilmektedir.
Mamografi Çektirmeye Giderken Nelere Dikkat Etmeli?
Mamografi çekilirken belden yukarısı çıplaktır. Bu nedenle çekime gelirken iki parça elbise giyilmesi önerilir. Bu sayede çekim sırasında belden üstü kolaylıkla çıkartılabilir. Filmi etkileyebileceğinden, koltuk altlarına deodorant, talk pudrası, losyon gibi şeyler sürülmemelidir.
Memede Bir Kitle Tespit Edildiğinde Ne Yapılmalı?
Memede bir kitle tespit edilince bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı olduğu araştırılmalıdır. Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede saptanan her kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle saptanınca, hemen korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Memede bir kitle saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri tetkiklerin yapılması gereklidir.
Meme Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?
Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli gelişmeler olmuştur. Bir çok tedavi olanakları ortaya çıkmıştır. Bu olanaklar, önemli ölçüde, hastalığın saptandığı safhaya göre değişir. Hastalık ne kadar erken safhada saptanırsa tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla olmaktadır.
Meme kanseri tedavisi, günümüzde, uzmanlardan oluşan ekiplerce yapılmaktadır. Böyle bir ekip içinde cerrah, onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, patolog, psikolog, plastik cerrah, fizyoterapist gibi, tıbbın değişik dallarından bir araya gelmiş ve özellikle çalışma alanları meme kanseri üzerinde yoğunlaşmış hekimler bulunur.
Meme Ameliyatları Nelerdir?
Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Bunlara ek olarak da, alınan memenin yerine, plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması ameliyatları vardır
Kemoterapi Nedir?
Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi, belirli bir süre verilir ve sonra ara verilir. Bu aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Daha sonra tekrar bir süre ilaç verildikten sonra ara verilir.
Bazı olgularda lokal olarak yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir. Bu tedaviye adjuan kemoterapi denir.
Hormon Tedavisi Nedir?
Bazı meme kanseri hücreleri, içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları) aracılığı ile dişilik hormonu olan östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen hormonu bu kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir. Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesinin önlenmesidir. Bu amaçla günümüzde kullanılan ilaç, tamoxifendir. Tamoxifen tedavisi, genellikle en az iki yıl ve en fazla beş yıl sürmektedir.
Işın Tedavisi (Radyoterapi) Nedir?
Işın tedavisi, meme bölgesine ve koltuk altına uygulanarak, cerrahi girişimden sonra kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin öldürülmesini sağlamak amacı ile yapılır. Bu tedavinin de, diğer tedaviler gibi bazı yan etkileri vardır. Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar. Memede şişme ve ağırlık hissi ortaya çıkabilir. Bu yan etki yaklaşık bir yılda kendiliğinden kaybolur. Tedavi edilen bölgedeki deri, güneş yanığı rengini alabilir. Bu da yaklaşık bir yıl içinde azalır.
Erkeklerde De Meme Kanseri Görülür Mü?
Kadınlara kıyasla daha az görülmekle birlikte, erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Her 100 meme kanserinden birisi erkeklerde görülür. 1993-1997 yılları arasında, erkeklerde görülen meme kanseri oranı %50 artış göstermiştir. Bu nedenle erkeklerin de bu konuda duyarlı olmaları gereklidir.
Dünyada Meme Kanseri Görülme Sıklığı Nedir?
Meme kanseri bir çok ülkede, kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde ABD' de, sekiz kadından birisi meme kanserine yakalanmaktadır. Bu oran Avrupa ülkelerinde on kadında birdir. Meme kanseri ile ilgili sayıları şu şekilde sıralayabiliriz;
1950-1970 yılları arasında ABD'de, 1milyon kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti. Bu sayı ABD'nin 2. Dünya savaşı, Kore ve Vietnam savaşlarında kaybettiği insan sayısından fazladır. 1998 yılında Avrupa?da 1 milyon kadın, meme kanserin nedeni ile tedavi görmektedir. 2000 yılında dünyada 1 milyon kadına, yeni meme kanseri tanısı konacaktır. Dünyada her 11 dakikada 1 kadın, meme kanseri nedeni ile hayatını kaybediyor. Dünyada her 3 dakikada 1 kadına, yeni meme kanseri tanısı konuyor.
Türkiye'de Meme Kanseri Görülme Sıklığı Nedir?
Türkiye'de sağlıklı bir istatistik bulunmuyor. Gerek beslenme, gerekse iklim açısından, ülkemiz şartlarına yakın sayabileceğimiz bir Akdeniz ülkesi olan İtalya istatistiklerini ülkemize uyguladığımızda, Türkiye? de her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanmaktadır.
Sayılar soyut kavramlar oldukları için fazla bir anlam taşımayabilir. Fakat bir an durup düşünürsek, yakın çevremizde, akraba ve dostlarımız arasında, bu sorun ile karşılaşmış birkaç tanıdığımızı, mutlaka anımsayacağız. Sorunun hiç de sandığımız kadar bizden uzak olmadığını, güç de olsa kabul etmeliyiz.
Dünyada Meme Kanseri Artış Gösteriyor Mu?
Hastalığın diğer bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında, ABD? de yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı aynı kalmıştır, artmamıştır.
Meme Kanserinden Ölüm Oranı Yükseliyor Mu?
Batı ülkelerinde sivil toplum örgütlerinin çalışmaları ve hükümetlerin sağlık politikaları sonucu, meme kanseri ile ilgili toplum bilinci oldukça yüksek seviyede gelişmiştir. Bunun sonucu erken tanı olanakları yaygın olarak kullanıldığı için, meme kanserine bağlı ölüm oranı düşük kalmaktadır.
Türkiye'de ise, bu konudaki toplum bilinci yeterince gelişmemiştir. Erken tanı olanakları yetersizdir. Bu olumsuzlukların sonucu, Türk kadını meme kanseri konusunda çağdaş erken tanı olanaklarından mahrum olduğu için, tanı çok geç konulmaktadır. Hastaların büyük bir çoğunda, ilk tanı sırasında çok geç kalındığı için, uygulanacak tedavi seçenekleri fazla olmamaktadır.
Meme Kanseri Toplu Taraması Nasıl Yapılır?
Mamografi, memenin röntgen filminin çekilerek, kanserin erken dönemde saptanmasına yardımcı olan bir yöntemdir. Bu yöntem ile, toplumda belirli bir yaşın üstündeki tüm kadınların meme filmi çekilerek, meme kanseri erken safhada yakalanmaya çalışılır. Bu şekilde toplumda meme kanseri taramasının yapılabildiği mamografiye, tarama mamografisi denir.
Tarama mamografisi, dünyada en yaygın kullanılan meme kanseri erken tanı yöntemidir. Amerikan Kanser Enstitüsü, 40 yaş üzerindeki her kadının, yılda bir defa mamografi çektirmesini ve uzman bir hekim tarafından muayene edilmesini önermektedir. Türkiye?de gelişmiş teknolojik donanımlı mamografi merkezlerinin sayısı sınırlıdır. Bu aygıtların kalibrasyonu düzenli olarak yapılmamaktadır. Filmi çeken teknisyenlerin eğitim düzeyleri yeterli değildir. Bu filmi okuyup değerlendiren bir radyoloji uzmanın deneyimli olabilmesi için, yılda en az 8 bin mamografi filmini değerlendiriyor olması gereklidir. Türkiye?de tüm bu özellikleri taşıyan tanı merkezi sayısı oldukça azdır.
Meme Kanseri Tedavisini Kim Yapar?
Meme kanserinin tedavisi, günümüzde multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Hastanın ilk ameliyatını yapan cerrah, ilaç tedavisini uygulayan onkolog, ışın tedavisini uygulayan radyasyon onkoloğu, teshisin konulmasında kilit rol alan patolog ve plastik cerrah mutlaka bir ekip çalışması içinde birlikte hastayı ele almalı ve hastanın tedavisini birlikte planlamalıdır. Bu hekimler meme kanseri konusunda yeterince bilgili ve uzmanlaşmış olmalıdır. Alınan memenin yerine, rekonstrüksiyon yapılarak hastaların bedensel kayıplarının en aza indirilmesi, çağdaş meme kanseri tedavisinin ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle plastik ve rekonstrüktif cerrahi, bu ekip içinde yerini almalıdır. Ameliyat sonrası erken dönemde kol ve omuz hareketlerinin kazanılmasında, geç dönemde kolun şişmesi şeklinde seyreden lenfödem tedavisinin yapılmasında, fizik tedavi ve rehabilitasyonun önemi çok büyüktür. Meme kanseri sadece hastayı değil, çevresindeki insanları da psikolojik olarak önemli ölçüde etkileyen bir sosyal bir sorundur. Böyle bir ekip içinde psikolojik desteği sağlayan psikoloğun bulunması, mutlaka gereklidir. Hastaların hemen tümü büyük bir bilgi açlığı içindedir. Özellikle beslenme konusunda kendileri yeterince bilgilendirilmemektedir. Ekip içinde bulunan bir diyet ve beslenme uzmanı, bu açığı kapatacaktır. Bu ekiplerin birlikte çalıştığı meme poliklinikleri, gelişmiş ülkelerin çoğunda vardır. Yapılan bilimsel araştırmalar, meme kanseri hastalarının, bu konuda uzmanlaşmış kliniklerde tedavi görmeleri ile, çok daha başarılı sonuçların alındığını göstermiştir.
Meme Protezi Nedir?
Meme ameliyatı olmuş ve plastik rekonstrüksiyon yapılmamış kadınlar, beden görümlerini korumak amacı ile protez meme kullanmaktadır. Batı ülkelerinde bu konuda eğitimli protez hemşireleri, hastanın ölçülerini almakta ve uygun protezin seçimine yardımcı olmaktadır. Bu hizmet, eğitim ve deneyim gerektirmektedir. Ülkemizde bu protezlerin satışı, sıradan satış elemanlarınca yapılmakta ve ülke alım gücünün çok üzerinde ücret istenmektedir. Uygun bir organizasyonla, bu sorun çözülebilir ve ücret üçte bire düşürülebilir. Bu sayede hizmet toplumun tüm kesimlerine yayılabilir.
RAHİM AĞZI KANSERİ Mayıs 17

ÇARPICI GÖRÜNMEK İÇİN Nisan 25
|
LAZER EPİLASYON Nisan 25

Lazer tekniği ile kıyaslandığında çok uzun zaman alan, ağrılı ve pahalı olan elektroliz yöntemi, bir iğnenin tek tek kıl köklerine batırılarak düşük seviyede elektrik akımı verilmesi prensibiyle çalışır. Lazer epilasyonda en başarılı sonuçlar açık tenli ve koyu renk tüyleri olan kişilerde alınır. Renksiz ve ince tüylere sahip kişilerde etkili sonuç alma oranı nispeten daha düşüktür. Lazer epilasyonda her hastaya göre seçilecek lazer sistemi ve uygulanacak parametreler (enerji, dalga boyu vb.) değişir. Hastanın deri rengi, kıl yoğunluğu, kıl rengi ve kalınlığı, uygulama yapılacak bölge gibi birçok faktör göz önünde tutulur. Lazer epilasyon bir bilgi ve deneyim işidir, sonuçların başarısında da tamamen bu etkilidir.
Lazer epilasyon tekniğinin üstünlükleri, uygulama süresinin çok daha kısa olması, ağrısız olması ve toplam uygulama maliyetinin daha düşük olmasıdır. Elektroliz tekniğinde her kıl kökü için ayrı işlem yapılırken, lazer uygulamasında aynı anda birçok kıl kökü tahrip edilir.
Lazer epilasyon nedir ve nasıl çalışmaktadır?
Lazer epilasyon, vücutta istenmeyen tüylerin, lazer ışığı kullanılarak yok edilmesidir. Milisaniyeler seviyesinde cilde uygulanan lazer ışığı, cilt dokusuna zarar vermeden geçerek kıl kökündeki pigmentlere nüfuz eder. Kıl kökü tarafından emilen bu enerji, ısıya dönüşerek kıl kökünü tekrar büyüyemeyecek şekilde tahrip eder.
Kaç seans uygulama gerekmektedir?
Lazer ışığı anajen (aktif) aşamadaki kıl köklerini etkilemektedir. Bütün kökler aynı anda aktif olmazlar. Dolayısıyla telojen (pasif) kökler, aktif hale geldiklerinde bunlara da uygulama gerekecektir. Kalıcı bir çözüm, ancak birkaç seanstan sonra elde edilmektedir. Kılların kalınlığı ve yoğunluğu her vücutta farklı olduğu için kesin bir seans sayısı vermek mümkün değildir, kişiden kişiye ve bölgeden bölgeye değişmektedir. Ortalama olarak çoğu kimselerde 5-8 seans, kalıcı çözüm için yeterli olmaktadır.
Bir seans ne kadar sürmektedir?
Uygulama bölgesine göre süreler değişmektedir. Ortalama olarak bıyık ve çene bölgesi 4-5 dakikada tamamlanırken, tüm bacaklar 45 dakika ile 1 saat arası sürmektedir. Seans araları 6-8 haftadır.
Hangi bölgelere lazer epilasyon uygulaması yapılabilmektedir?
Hemen hemen vücudun bütün bölgelerine lazer epilasyon uygulaması yapılabilmektedir.
Büyük bölgelere tek seansda uygulanabiliyor mu?
Evet. Elektrolizden farklı olarak her atışda birçok kıl kökü tahrip edilmektedir ve bu sayede de uygulama süresi çok kısalmaktadır. İlaveten, cihazlarımızda bulunan scanner (tarayıcı) aparatı sayesinde büyük bölgelere çok kısa sürede uygulama yapılabilmektedir.
Her cilt rengine uygulanabilmekte midir?
Lazer epilasyon uygulaması için en ideal aday açık cilt rengi üzerinde tüyleri koyu renk olanlardır. Ancak Koz-Med Lazer Merkezlerin’in İstanbul, Mersin ve Adana’da bulunan kliniklerinde kullanılan son teknoloji ürünü Alexandrite tipi cihazlar ile çok koyu cilt rengine sahip olanlar da dahil olmak üzere her cilt rengine uygulama yapılmakta ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Hassas ciltlere bir zararı var mıdır?
Hayır. Lazer ışığı, cilde bir zarar vermeden geçerek sadece kıl kökünü tahrip etmektedir.
Lazer epilasyon güvenli midir?
Evet. Lazerin ürettiği enerji bir dalgaboyu ışıktır. Cilde zarar vermeden geçerek kıl köküne ulaşan bu ışık, vücutta herhangi bir artık bırakmaz. Örneğin röntgen ışınları vücutta artık bırakmaktadır ve belirli bir zaman içerisinde çok alınırsa risk doğurabilmektedir. Ancak lazer ışığının vücutta bıraktığı herhangi bir artık yoktur ve dolayısıyla güvenlidir, ayrıca herhangi bir kanserojen etkisi yoktur.
Lazer epilasyon uygulamasının güvenilirliği ve tesiri, Amerikan gıda ve ilaç dairesi FDA (Food and Drug Association) tarafından 1997 yılında onaylanmıştır.
Gebelikde uygulama yapılabilir mi?
Hayır. Gebelik süresince hormon dengesi değişmektedir ve bu sebeple provoke olan kıl köklerinin etkilenmesi zorlaşmaktadır.
Ayrıca bu konuda da henüz klinik çalışmalar mevcut değildir.
Yan etkileri var mıdır?
Lazer epilasyon uygulaması genel olarak oldukça güvenlidir. Uygulama esnasında kıl köklerinin, enerjiden etkilendiğini gösteren hafif kabartılar ve kızarıklıklar oluşabilir. Uygulama sonrasında cilt üzerinde, birkaç saat içerisinde geçmek üzere hafif bir güneş yanığına benzeyen bir yanma hissi oluşabilir. Ancak bu durum çok kısa bir süre içerisinde kaybolacaktır.
Lazer epilasyon sonrası kalıcı iz ve lekelenme riski deneyimli ve uzman kişiler tarafından yapıldığında çok azdır. Lazer epilasyon uygulamasının kalıcı bir yan etkisi yoktur. Uygulama esnasında kıl köklerinin, enerjiden etkilendiğini gösteren hafif kabartılar ve kızarıklıklar oluşabilir. Ancak uygulama bölgesinde oluşabilecek bu durum çok kısa bir süre içerisinde kaybolacaktır.
Ağrılı mıdır?
Lazer epilasyon genel olarak çok acılı bir işlem değildir. Uygulama esnasında hafif bir yanma hissedilebilir. Ancak ağrı eşiği düşük kişilerde ve hassas bölgelerde gerekirse topikal anestezikler kullanılabilir.
Uygulama sonrası kılların durumu nasıl seyretmektedir?
Uygulama sonrası kıllar, 3-10 gün içerisinde çıkacaktır. Ancak bu kılların çoğunun kökleri tahrip olmuştur ve bir daha çıkmayacaklardır. Bunlar kendiliğinden düşebileceği gibi, el yardımıyla da çekilebilirler.
Uygulama öncesinde nelere dikkat edilmelidir?
Uygulama bölgesinde, 4 hafta önceden başlamak kaydıyla cımbız, ağda ve kıl dökücü krem gibi köke etki eden metotlar kullanılmamalıdır. Ayrıca aynı şekilde güneş ışığından ve bronzlaşmadan da kaçınılmalıdır.
Uygulama sonrasında nelere dikkat edilmelidir?
Uygulama sonrasında da cımbız, ağda ve kıl dökücü krem gibi köke etki eden metotlar kullanılmamalı ve bronzlaşmadan kaçınılmalıdır. Eğer güneşe çıkılacaksa mutlaka koruyucu krem kullanılmalıdır.
Sonuçlar kalıcı mıdır?
Evet. Kökleri tahrip edilen kıllar bir daha çıkmamaktadır. FDA tarafından da onaylanan bu durum, uzun süreli klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır
MAKYAJ Nisan 25

Yeşil gözlüler
"Gözleriniz yeşilse, bakışlarınızı keskinleştirmek için, çizelgede yeşilin karşısında olan, kırmızı paletinden bir renk seçebilirsiniz. Pembeler ve sıcak lavanta tonları gözlerinize en iyi giden renklerdir" diyor Kate Hudson'ın makyözü Paul Starr. Kırmızı ailesinden renk seçerken, gözlerinizden daha canlı renklerden kaçının, yoksa gözlerinizi ön plana çıkarmak yerine, tam tersine onların soluk kalmasına neden olacaksınız. Starr'dan bir öneri daha: "Siyah likit kalem kullanırsanız, uçuk tondaki farla son derece seksi bir kontrast elde edersiniz." Ayrıca açık sarıya çalan bakır tonlarını çok ince bir şekilde kullanırsanız ilgi çekici bir makyaj sağlayabilirsiniz.
Kahverengi gözlüler
Kahverengi gözlerinizin sıradan olduğunu asla düşünmeyin. Yapmanız gereken tek şey, mavi renk kullanarak, onları ön plana çıkarmak. Kahverenginin kontrastı olan mavi, gözlerinizi son derece çekici gösterecek. "Zengin bir kobalt, parlak bir gök mavisi veya uçuk bir bebek mavisi kullanabilirsiniz." diyor Janet Jackson ve Jennifer Anniston'un makyözü BJ Gillian. Işıltılı bir mavi tercih ediyorsanız, daha dramatik bir efekt için, gözünüzün alt tarafını koyu bir mavi kalemle çizerek, kalemin üzerine açık renkteki farı sürün. Ancak daha doğal bir bakış elde etmek istiyorsanız, haki ve kahverengi tonlar da kullanabilirsiniz.
Gri-mavi gözler
Göz kapaklarında asker yeşili far kullanılabilir. Asker yeşili bu renk gözleri daha çok öne çıkarır, çok doğal durur.
Mavi-yeşil gözler
Gece mavisi bu göz rengini daha çok vurgular. Yalnız gece mavisini transparan şeklinde kullanmayı tercih edin, yani abartıya kaçmayın, hafif sürmeye dikkat edin.
Gri gözler
Jean mavisi gri gözleri ön plana çıkarır. Ama bu göz rengi için inci beyazı ya da opal rengi de son zamanlarda çok fazla tercih ediliyor.
Gri-yeşil gözler
Gül kurusu gri ve yeşil karışımı gözler için idealdir ama gözün üstünü de siyah bir eye liner ile belirginleştirin. Ayrıca gümüş ya da azur renklerini ayrı ayrı ya da kombine ederek kullanmak da çok beğeniliyor.
Ela gözler
Kahverengi tonları bu göz rengini belirginleştirir. Yalnız kahverengi tonlarını göz kapağı ve kaş kenarına doğru farklı tonlarda kullanmak daha doğru olur.
RENKLER KİŞİLİĞİNİZİ YANSITSIN Nisan 25

Madem renkler yaşamımızı geçirdiğimiz mekanlara ruh kazandırıyor, öyleyse evinizin hem iç hem de dış dekorasyonunda; ticari ve kamu binalarında, tarihi yapılarda renklerin dedektifliğine soyunmaya ne dersiniz?
İç dekorasyonlar
Evinizi ya da ofisinizi ufak değişikliklerle bambaşka bir mekana çevirebilmek için renklerle oynamanız yeterli. Örneğin;
• Evinizi bembeyaz duvarlarla çevirmek yerine ara ara pastel renk dokunuşlarıyla sihirli bir dünya yaratabilirsiniz.
• Kırmızı, mavi turuncu duvarlar krema renginde bir tavanla mutfağınızda ılık bir esinti yaratarak granitin ya da fayansların soğukluğunu yok edebilirsiniz.
• Yatak odanızı sakin, huzurlu bir sığınağa dönüştürmek için duvarlarınızı pastel mavi, yorgunluğunuzu alması için uçuk yeşil boyayla boyamak yeterli olur.
Duvar vurgulamaları
Vurgulu bir duvar yaratmak için evinizin bir odasının yalnızca bir duvarını renkli bir işlemden geçirerek farklılık yaratabilirsiniz. Cümlenin sonuna ünlem işareti eklemek gibi bir heyecan etkisi yaratan vurgulu duvarlar mekana canlılık hissi verebilmenin en kolay yolu.
Oturma odanızı ufak rötuşlarla değiştirmek için odak noktasındaki duvarı seçmeniz yeterli. Örneğin en büyük koltuğunuzun dayalı olduğu ya da diğerlerinden farklı bir şekle sahip duvar bir odak noktasıdır, kısacası vurguyu sağlamak için odaya girdiğinizde gözünüze ilk çarpan duvar olması gerekir.
Renk seçimi
Genel renk kurallarına göre mavi ve yeşil rahatlatmak için kullanılmalı, sıcak renklerden kırmızı ve sarı ise mutfaklarda çalışma odası, oyun odası gibi birtakım faaliyetlerde bulunduğunuz odalarda tercih edilmeli. Vurgulu duvarınızın önünde yer alacak döşemenin de uyum içinde olması gerekir.
Baskın bir renk kullanmak yerine koltuğunuzun döşemesi ya da halınızın rengi için daha yumuşak tonlar tercih etmelisiniz. Örneğin kırmızı bir duvarın önüne kırmızı bir koltuk ya da kırmızı bir halı yerine krem rengini paletinize eklerseniz odak noktasında seçtiğiniz duvarın vurgusu daha iyi ifade edilir.
Dış dekorasyonlar
Evinizin dışarıdan çekilmiş bir fotoğrafını bilgisayarınızda görüntülediğinizde, üzerinde her rengi hoş görebilirsiniz. Ancak ışık ve gölgelerin nüansı, evin bulunduğu arazinin görünümü ve etkisi bilgisayarda gözünüze güzel görünen bir rengin evinizin üzerine kasvetle çökmesine neden olabilir. Krem rengiyle aydınlatılmış altın toprak tonlarında vurgular atılmış bir dış cephe, evinize girmeden sizi ısıtır.
Evlerimizde bizi pozitif enerjiyle karşılayan renkler sık sık işimizin düştüğü ticari ve kamu binalarında da bizi aynı pozitif enerjiyle karşılayabilir. Renklerin dansı tarihi ve yıpranmış binaların restorasyonunda da büyük fayda sağlar. Eski yapılarda daha çok rastlanan oymalar süslemeler çiniler sütunlar, kolonlar değişik renklerle üzerlerinde oynanarak daha belirgin hale getirilebilir.
Binalardaki mimari detayların özelliklerini ortaya çıkarmak için açıktan koyuya doğru birden fazla renk seçiminde bulunmalı ve arada hem nötr hem de kontrast renklere yer verilmelidir.







